Soğuk Savaş – Teröre Lanet (%100 Türk Yapımı) Fps Savaş oyunu Demo

Mart 03, 2010 :: Posted by - admin :: Category - Oyun Demoları

Soğuk Savaş – Teröre Lanet (%100 Türk Yapımı) Fps Savaş oyunu Demosu yayınlandı.

Oyun Hikayesi :

Yıl 2008 Türkiye her geçen gün terör adına yeni şehitler vermekte. Kaynaklarını kesemediğimiz terör hem vatanın içinden hemde vatanın dışından birçok destek almakta . Siyasal olarak da kendilerini parti zanneden bir kuruluş oldular ve her geçen gün insanları kendi taraflarına geçiriyorlar. Kendilerini kurtarıcı olarak gösteriyorlar olmayan bir zulüme karşı geldiklerini zannediyorlar aralarında kötü olaylar yaşamış kişiler var ama bunlar devletin suçu değil. Sadece bir terör örgütü değil aynı zamanda kötü dış güçlerinde bir parçası . Her geçen gün yeni olaylar bombalar patlamalar milletin tepkisini yol açıyor ve devlete karşı kışkırtılıyor. Buda devletimizi bölmek isteyenlerin en çok istediği şey yavaş yavaş amaçlarına varıyorlar.

Artık buna dur diyecek yok mu ? Read more…

The Lord of the Rings: Conquest

Mart 01, 2010 :: Posted by - admin :: Category - Aksiyon

Bu yazıma Yüzüklerin Efendisi’nin ve Profesör Tolkien’in edebiyat dünyasındaki yerini anlatacak birkaç satırla başlamak istiyordum. Ancak Lord of the Rings Conquest ile birlikte bu önemli bilgilerin yan yana durması anlamsız olacaktı. Bir kez daha ne bekliyorduk ne bulduk oyunlarından biriyle karşı karşıyayız. Ama hemen gözünüz korkmasın, oynayanlar Gollum olmuyor belki ama sinirden Gölge Diyarlarına geçebiliyor. Biraz geçmişi hatırlarsak Pandemic firması, Star Wars için Battlefield’den esinleme iki oyun yapmıştı. Bu oyunlar multiplayer (çoklu oyuncu) tabanlıydı ama aynı zamanda hem oyunu öğretme hem de fanatikleri tatmin etmek için ilginç singleplayer (tekli oyuncu) bölümlerine sahipti. Özellikle firmanın ilk Battlefront sonrası, eleştirilere kulak açıp ve dersine iyi çalışıp geliştirdiği Battlefront 2 örneği az rastlanır şekilde, ilkinden daha iyi olan devam oyunları arasında yer aldı. Evet, kusursuz değildi ama bir yanda evrenden ünlü karakterler öbür yanda ise tüm şiddetiyle süren bir savaş her fanatiğin rüyasıydı. Özellikle rüyalarında bile görmeye cüret edemeyecekleri bir sürpriz multiplayer nedir bilmeyen oyuncuları bile kendini çekti. İmparatorluğun gururu, Darth Vader’ın Yumruğu 501. Lejyon ile birlikte up uzun bir singleplayer macerasına atılıyorduk. Üstelik bu tekli oyuncu modu sadece çoklu oyuncu kısmı için eğitim olsun diye yapılmamıştı. Tek başına bir oyun gibiydi. Şimdi niye Yüzüklerin Efendisi yazısında Star Wars�dan bahsettiğime gelince. Firmanın BF2 ile kaldırdığı çıta, yine bizzat aynı eller tarafından çok aşağıya indirilmiş…

Read more…

Saints Row 2

Mart 01, 2010 :: Posted by - admin :: Category - Aksiyon

Gözlerimizi son oyunun finalindeki patlamadan dolayı tutuklanmış ve bandajlar içerisinde hastanede tutuklu tedavimiz yavaştan tamamlanırken açıyoruz. Patlamanın üzerinden henüz birkaç hafta geçmesine rağmen yan yataktaki Baba, müthiş bir planım var! Haydi kaçalım! cümleleriyle her kaçış sahnesinde gaz verici eleman rolüyle yer alan kardeşimizden çetemizin ve şehrin artık kontrolümüz altında olmadığını öğreniyoruz. Onlarca polisi hiçe sayarak tek tek indiriyor, kaçarken de kolay kolay ölmüyor ve elimizi kolumuzu sallayarak kendimizi şehrin göbeğinde buluyoruz. Yeniden çetemizi kurma ve Stilwater şehrini tekrar kontrol altına alma planlarımız doğrultusunda kentin sokaklarında dolaşmaya başlıyoruz. Hikâyemiz görüleceği üzere öyle pek de derin değil. Nitekim belalı zencilerin arasında �Canın cehenneme adamım! diyaloglarıyla ilerleyen bir oyunda derin bir senaryo aramak da yersiz olacaktır. Aksiyon dorukta, derinlik diplerde, katliam hat safhada bir oyun arayışındaysanız Saints Row 2 sizleri bekliyor.

Oyunun öncelikle herkesin kafasında olan GTAdan farkları kısmını eleyerek objektif biçimde tanıtımını yapma niyetindeyim. GTA ile benzerliklerine ve farklarına incelemenin sonraki bölümlerinde yer vereceğim. Senaryodan bahsettiğimize göre oyunda neler yapabileceğimize şöyle bir değinelim:

Read more…

Rise of the Argonauts

Mart 01, 2010 :: Posted by - admin :: Category - Aksiyon

Tarihin kaynaklık ve içerik sunduğu alanlardan bir diğeri de, şüphesiz ki video oyunlar. Konu bakımından sıkışan yapımcılar, toplumlarından başından geçen önemli olayları üzerinde küçük oynamalar yaparak uzun yıllarca önümüze sundular. Genel anlamda ele alınan konular görkemli ve kahramansı oldukları için oyuncuların ilgisini her daim çekmeyi başardı. Gerek eski tarih gerekse yakın tarih oyunlara uygunluk konusunda adeta biçilmiş kaftan. Bu yüzden oyun yapımcıları tarihe çok şey borçlular aslında. Şuanda incelemesini yapmakta olduğum Rise of the Argonauts da tarihten buram buram beslenen yapımlardan bir tanesi. Yunan Mitolojisi ile ilgileniyorsanız veya Titan Quest gibi oyunlardan etkilendiyseniz Rise of the Argonauts’u da sevebilirsiniz, ama siz yine de yazımı okuyun. Çünkü oyunda bir takım eksiklikler de bulunuyor.

Read more…

Art of Murder: Hunt for the Puppeteer

Mart 01, 2010 :: Posted by - admin :: Category - Aksiyon

“Gelen gideni aratır” diye bir tabir vardır hepiniz bilirsiniz. Genelde seçimler sonrası yada yaşanan bir ilişki sonrasında kullandığımız bu güzide tabirin, oyun dünyasına da çabucak adapte olduğunu söyleyebilirim. Neredeyse piyasaya çıkan tüm seri oyunlarının ardından hep bu cümleyi sarf eder, sürekli eskisini yad eder olduk. Yazımıza mevzu bahis olan Art of Murder: The Hunt for the Puppeteer oyunu da 2007 sonunda piyasaya çıkan Art of Murder: FBI Confidential oyununun haliyle devamı olmak ile birlikte, ilk oyunu maalesef yad ettiriyor.

Read more…

Empire: Total War

Mart 01, 2010 :: Posted by - admin :: Category - Aksiyon

Savaş, insanlık tarihiyle yaşıt bir eylem. İlk insandan bu yana savaşıyoruz. Büyük ihtimalle türümüz tükenene kadar da savaşacağız. Kendi içimizde başlayan savaş tüm dünyayı sarıyor. Bu konuda o kadar başarılıyız ki, felsefemiz ve bilimimiz savaşlar üzerine kurulu. Savaş bazılarına göre toplu yıkım bazılarına göre ise bir sanat. Eğer savaş bir sanatsa, bunu dijital dünyaya en iyi yansıtanlardan birisi kesinlikle Total War serisidir. İlk önce Japonya’daki acımasız Shogun’ların üstünlük savaşına tanık olduk. Daha sonra ise Medieval: Total War ile Avrupa’nın kontrolünü ele geçirmeye çalışan derebeyleri ve İmparatorlukları yönettik. Zamanda geriye dönüp Roma�nın dertlerini çözdük. Rome Total War’da soylu ailemizin avantajlarını kullanıp, Roma’nın en güçlü generali ve hatta İmparatoru olup kurtarıcısı olmaya kadar gittik. Bu sırada arada Ortaçağı sallayan Vikinglerle savaştık. Roma kapılarına dayanan Hun’ları yönetip Barbarian İnvasian’la dünyanın en büyük devletlerden birinin başını ağrıttık. Zamanda biraz daha geçmişe gidip Büyük İskender’in fetihlerini gerçekleştirdik. Antik dünyada işimiz bitince, Avrupa�da yarım kalmış bir işimiz vardı. Daha iyi grafikler ve oynanış ile birlikte Medieval II: Total War’da Ortaçağın mutlak hükümdarı olmak için uğraştık. En son ise oyunun eklenti paketi Kingdoms ile Haçlı seferlerinden, Töton şövalyelerine ve Amerika’da bulunan kabilelerin savaşlarını yönettik. Herkes bir sonraki ek paketi beklerken, etrafta yeni bir Total War�un ismi geçmeye başladı. Yapımcı The Creative Assembly’nin bu yeni oyunu resmi olarak duyurmasıyla birlikte, Total War sevenler heyecanlı bir bekleyişe girdiler. Ancak bu sefer oyun kılıç kalkan yerine, barut ve tüfekle ilgiliydi. Üstelik deniz savaşları da ön planda olacaktı. Haliyle, bileğinin ve kılıcının keskinliğine güvenen Total War oyuncuları bu değişikliklere endişeyle bakmaya başladılar�

Read more…

Watchmen: The End is Nigh

Mart 01, 2010 :: Posted by - admin :: Category - Aksiyon

Alan Moore herhalde yaşadığımız çağın en yetenekli sanatçılarından birisi. Muhalif tavırlarıyla birlikte çizgi roman dünyasına kendine has bir bakış açısı getirdi. Moore, çizgi romanları tuvalette ya da ders çalışırken kitabın arasında okunan bir eğlenceden, eleştirisel sanat eserlerine çevirdi. Onun gibi muhalif ve bağımsız yazarlar bu tutumlarını sürdürmeye devam etti. Alan Moore’un düşüncesine göre çizgi romanlar en az kitaplar kadar da eleştirisel olabilirler. Aynı şekilde süper kahramanlar ise her koşulda insanları kurtaran, tüm iyi niyetlerine rağmen hala onları taşlayan medyaya ve insanlara gülümseyip giden insanlar değildir. Özel güçleri yoktur. Çift yaşam kuralı ise Moore’un kahramanları için hala geçerlidir. Ancak bir farkla, onun yarattığı karakterler kostümlerini giydikleri zaman gerçek yüzlerine sahiptirler. Kostümleri çıkardıkları zaman ise sıradan insan taklidi yapmaktadırlar. Ayrıca etrafta kostümlü kahramanların dolaşması dünyanın daha iyi ve mutlu bir yer olacağı anlamına da gelmez. Tüm bu düşünceler Watchmen adlı 12 sayılık mini seride toplandı. 1985 ve 86 yılları arasında piyasaya sürülen Watchmen serisi, çizgi roman tarihinde önemli değişiklikler yaptı. Gayet karanlık bir ortamda geçen Watchmen, süper kahramanlar gerçek olsa aslında polisten pek farklı olmayacaklarını da vurguluyordu. Olayları dağıtmak için orantısız güç kullanan süper kahramanlar, kısa sürede anarşist çetelerin hedefi haline gelir, onlara karşıt eylemler yapılmaya başlar. Watchmen yani Gözcüler için “Peki ya onları kim gözlüyor?” adlı popüler bir slogan da bulunur. Sonuçta halkın ve hükümetin tepkisi yüzünden Keene yasasıyla Amerika Birleşik Devletleri’nde süper kahramanlık suç haline getirilir. Böylece kahramanlık olgusu ortadan kalkmış olur. Ta ki 1985 yılına kadar. Dünya Nükleer savaşın eşiğine gelir. Her kıyamet kopmak üzeridir, işte bu zamanda dünya tekrar süper kahramanlarına ihtiyaç duyar. Klasik bir çizgi roman olsa, kahramanlar da seve seve göreve koşarlardı derdik. Ancak Watchmen deki kahramanların hepsinin kötü yanları da olduğu için ya dünyayı umursamaz hale gelmişlerdir ya da�

Her çizgi romanda olduğu gibi Watchmen’in de komik bir yanı var. Eser içinde derin bir kara mizah taşıyor. Büyüklere yönelik olduğu için pesimistlik ve şiddet hat safhada. Aslında bu seride gördüğümüz her karakter ünlü çizgi roman karakterlerinden türemiş haldeler. Alan Moore bu ünlü karakterlerin gerçek dünyada yaşasalar ne halde olacaklarını göstermiş. Bu türeme ise bariz şekilde gösteriliyor. Ünlü Justice Legaue ya da Avangers gibi kahraman topluluklarının gerçek dünyada, hiç de şirin olmayacağını hatta bir birleriyle bile anlaşamayacaklarını görüyoruz. Time tarafından en iyi 250 Edebiyat eserinden birisi sayılan Watchmen’in filminin gelmesi de kaçınılmaz bir olaydı. Ancak son 10 yıldır çeşitli anlaşmazlıklar nedeniyle çizgi roman bir türlü beyaz perdeye ulaşamadı. En sonunda film gösterime girdi. Film, çizgi roman ile neredeyse birebir ancak çizgi romanın başarısını ne kadar yansıttığı tartışmalı bir konu. Bizi ilgilendiren ise “Geleneksel filmden oyun türetmece şenlikleri” kısmı. Film ile paralel olarak Watchmen’in oyunu da piyasaya sürüldü. Watchmen: The End Is Nigh adlı oyun, ismini taşıyabiliyor mu göreceğiz�

Senin ağzını burnunu kırarım

Bu başlık herhalde oyunu en iyi yansıtan şey oldu. Watchmen: The End Is Nigh önüne geleni dövün tarzında bir oyun. Adam dövmekten başka bir şey yapmıyoruz. Sürekli düşmanlar geliyor ve onları dövüyoruz. Çizgi romanın ve filmin içerdiği şiddet oyunda en iyi şekilde yansıtılmış. Oyunda Nite Owl ve Rorschach’ı kontrol edebiliyoruz. Zaman olarak Watchmen çizgi romanları ve filmlerinden önceki bir dönemde geçiyor. Süper kahramanlık hala serbest o yüzden biz de rahat rahat işimizi yapıyoruz. İlk bakışta hemen, oyunun çizgi roman şeklinde yapılmış videoları dikkat çekiyor. İnsanda, sanki sayfalar canlanmış gibi bir izlenim bırakıyor. Karakterleri filmdeki oyuncular seslendirmiş. Özellikle Rorschach’ın karizmatik sesini beğenenler bu oyun sayesinde sevinecek. Oyunun giriş demosunda, Nite Owl ve Rorschach hem dünyanın durumundan hem de kahramanlık âleminin sorunlarından konuşuyorlar. Oyun içinde çizgi romana yakışır şekilde bol bol siyasal eleştiri var. Önümüze geleni döverken bile karakterler, toplumun çürümüşlüğüne ve siyasete laf sokuyorlar. Hatta uyuşturucunun çocuklar üzerindeki etkisi ve suçun nasıl artığıyla ilgili muhabbetler bile dönüyor

Arcade zamanında belki de en çok aranılan oyunlar Beat’em Up yani önüne geleni döv tarzıydı. Bir karakter seçip, hiç bitmeyen düşman selinde hayatta kalmaya çalışıyorduk. Saatlerce bitmeyen kavga ve şiddet sürer giderdi. Biz yorulurduk oyunu oynamaktan ama karakterimiz adam dövmekten yorulmazdı. End is Nigh da yeni nesil grafiklere sahip bir Beat’em Up olmuş. Oyun 20 dolar karşılığında Steam’den ya da konsolların kendi internet satış ortamından indirilebiliyor. Oyunun niye yazılı medya olarak değil de sadece internetten indirebilir olduğu ise çok açık. Klasik film sırasında ürünü pazarlama taktikleri. Ayrıca bu oyunun daha ilk bölümü. Watchmen: End Is Nigh birkaç bölüm (Episode) olarak parça parça satılacak. Oyundaki sadist ikiliyi tanıyalım. Nite Owl 2 hemen fark edileceği gibi kendisi çakma Batman oluyor. Daha önce yazdığım gibi Watchmen’deki karakterler aslında orijinal çizgi roman karakterlerinin yansıması. Gerçek adı Dan Dreiberg, çok zengin bir iş adamının oğlu. Babasının aksine ticaret ile uğraşmak yerine süper kahraman olmayı seçmiş. Artık emekli olan Nite Owl adlı kahraman ile konuşup onun adını bir nesil sonraya taşımak için izin almış. Nite Owl her ne kadar yarasaya benzese de aslında kendisi bir Baykuş. Ancak filmde kostümler tekrar tasarlandığı için ve karakter Batman’den türediği için daha çok yarasaya benziyor. Bu karakterin dövüş ve zeka dışında tüm güçleri kostümünden geliyor. Kostüm ona ekstra güç veriyor, kalkan olarak da kullanılabiliyor. Gece görüşü sağlayan gözlükleri var. Ancak bu gözlükleri biz seçemiyoruz oyunun belirli yerlerinde kendiliğinden devreye giriyor. Düşmanları sersemleten bombalar atabiliyor. Ayrıca zırhıyla etrafa elektrik atıp düşmanları hareketsiz hale getiriyor. Bir süre daha zırhın etrafındaki elektrik kalmaya devam ediyor. Böylece vurulan düşmanlar daha çabuk ölüyor. Sırf Batman’e benzediği için bile seçilebilir…

Rorschach birçok kişinin görür görmez hasta olacağı bir karizmaya sahip. Üzerinde paltosu, fötr şapkası ve yüzündeki garip maskesiyle çok gizemli duruyor. Biraz The Shadow, biraz Wolverine biraz da Batman. Kısacası ne kadar karizmatik ve gizemli karakter varsa hepsinin karışımı. Maskesinin özelliği ise ünlü Rorschach (Mürrekep) testine benzemesi. Zaten adı da oradan geliyor. Kendisi pesimist bir dedektif. Müthiş karizmatik bir sesi var. Olaylara hep kendi bakış açısından bakıp yorumlar getiriyor. Şiddete karşı aşırı eğilimi var. Nite Owl’a göre daha çevik bir dövüş stiline sahip. Düşmandan kaçarak kurtulabiliyor. Onların silahlarını alıp düşmana karşı kullanıyor. Mesela bir levyeyi alıp düşmanın kafasına sokabiliyor. Özel hareketleri öfke üzerine kurulmuş. Aşağıda bir öfke metresi var bu yeterince dolunca, Rorschach hızla koşup düşmanlara kafa atabiliyor. Ya da sinir krizi geçirip düşmanları öldüresiye dövüyor. Sinir krizi geçirmişken düşmanları dövmesini izlemek inanılmaz zevkli. Rorschach suçlulardan çok daha tehlikeli birisi. Onun şiddet eğilimini ve korkuyu kullanma yöntemleri oyuna çok iyi yansıtılmış. Başlığı bu şekilde seçmemin nedeni ise gerçekten düşmanların ağzını burnunu kırıyoruz. Onlara yumruk ve tekme atarken, düşmanların yüzünden kan ve kırık dişler fırlıyor.

Çok iş hiç maaş ama stres atmak serbest

Kahraman olmak zor zanaat olsa gerek. Bol bol iş yapıp karşılığında hiç maaş alamamak kötü bir duygu olmalı. Üstüne bir de önüne gelenden laf yiyorlar. Polisler bile onları gördüklerinde saldırıyor. Bu kadar stresin içerisinde şiddet eğilimli olmamak çok zor olsa gerek. Neyse ki bizim kahramanlarımız şiddet bağımlısı. Oyunun en ilgi çekici kısmı da zaten bu olmuş. Karakterlerimizden Nite Owl pek çevik değil. Robocop gibi yürüyüp dövüşüyor. Ancak zırhı sayesinde çok daha güçlü vuruşlar yapıyor ve zor ölüyor. Rorschach tam tersi olarak gayet çevik, ancak daha hafif vuruşları var bir de ölmesi daha kolay. Tabii bunun nedeni aslında, bu adamlarım süper güçleri olmaması. Oyuna bir hapishane isyanıyla başlıyoruz. İsyancı mahkumları döve döve ilerliyoruz. Bir süre sonra tüm bu isyanın aslında bir yanıltmaca olduğunu anlıyoruz. Underboss adlı mafya babası hapishaneden kaçmış. Oyun boyunca amacımız onu bulup yakalamak. Oyunda zıplama gibi bir özellik yok. Bir süper kahraman oyununda bu kadar kısıtlı olmak gerçekten çok kötü oluyor. Özellikle Night Owl ile yüksek yerlerden atlayıp karizma yapmak isterdim. Başta karakterlerimizin sadece yumruk ve tekme gücü var. Zaman geçtikçe etrafta bulduğumuz combo veren nesnelerle yeteneklerimiz de artıyor. Düşmanları tutup fırlatabiliyoruz. Bu çoklu dövüşler de onları silah olarak kullanmaya yarıyor. Aynı şekilde tuttuğumuz gibi düşmanları yüksek yerlerden aşağıya fırlatabiliyoruz. Özellikle bunu yapmak çok keyifli oluyor.

Ayrıca karakterlerimiz kendilerini belirli oranda koruyabiliyorlar. Süper kahramanız diye öyle önüne geleni döveceğinizi sanmayın. Düşmanlar etrafı sardı mı bu işten kurtulmak çok zor. Ölünce de en yakın Checkpoint’ten başlıyoruz. Aynı anda 5-10 kişiyle dövüştüğümüz için dövüş tarzımız da buna uygun. Hareketler düzgün yapılırsa izlemesi gayet zevkli oluyor. Bir düşmana yumruk atıp hızla dönüp, diğerine tekmeyi geçirebiliyoruz, oradan diğerine dönen tekme bu şekilde gidiyor. Bir de bu sırada, uçan tekme, sersemletme, gibi combolar yapınca müthiş bir keyif almamak elde değil. Ama düşmanlar da boş değil tabii ki. Ellerinde şiş, sopa ve kırık cam parçası gibi silahlar var. Üstelik bir de vuruşlarımızı bloke edip bacağımızı tutarak karakterimizi dövüşemeyecek hale getiriyorlar. Ancak bu tarz sinir edici davranışlara karşı çok iyi bir cevap veriyoruz, özel hareketler. Düşmanı bir süre dövdükten sonra, üstlerinde bir tuş işareti çıkıyor. Bu tuşa basınca, karakterimiz düşmanı özel hareketlerle gayet artistlik ve güzel bir koreografi eşliğinde kendiliğinden dövüyor. Mesela karnına vuruyor sonra yere doğru eğilen düşmanın yüzüne aparkat çekiyor daha sonra da çelme takıp yere düşürüyor. En sonunda bitirici hareket olan yüze gelen sert bir tekmeyle düşmanın işkencesi de bitmiş oluyor. Tüm bunlar sinematik şeklinde izledikten sonra karakterimiz bir de kameraya artistlik pozlar veriyor. Oyunu oynatan bir diğer unsur da bu özel hareketler�

Oyunda belirli yerlerde yol tıkanıyor. İşte burada karakterimizin özel yetenekleri devreye giriyor. Nite Owl ile kepenkleri kaldırıyoruz, Rorschach aralıktan içeri giriyor daha sonra ise yolunu bulup kapıyı açıyor. Yine yolun bittiği yerde Nite Owl tırmanma tabancasını kullanıyor. Etrafta eğer bir kanca varsa buraya ateş ediyor sonra da kendiliğinden yukarı çıkıyor. Tabii niye etrafta buradan yukarı gidilir, buradan aşağıya gidilir gibi tabelalar olduğunu gerçekçi bir bakış açısından bakarak çözemedim. Rorschach ise borulara tırmanabiliyor. En azından onun ki daha gerçekçi. Ayrıca etrafta bulunan ve normalde Nite Owl’un girmediği kilitli kapıları da açabiliyor. Bunun için sinir bozucu özel bir menü yapmışlar. Amacımız tüm pistonları belirli bir sırayla dizmek. Efektler oyunu oynatan bir diğer unsur. Gerçekten çok başarılar, çoğunlukla karanlık ve sisli ortamlarda dolaşıyoruz. Ancak işin içine biraz ışık girince sanki oyun değil de video izliyormuş gibi bir hal var. Bazen öyle açılar oluyor ki, insan sanki gerçek bir film izliyormuş gibi hissediyor. Yağmur yağdığı zaman karakterlerimizin kıyafetleri ıslanıyor. Rorschach’in krem rengi pardösüsü ıslanmaktan kahverengi bir hal alıyor. Ayrıca üzerinde yağmur suları akıyor. Daha da etkileyici olan ise yere baktığımızda tek tek yağmur damlalarının oluşturduğu sıçramaları görebilmemiz. Yansımalar ve ışık efektleri ise oyunun grafik motorunun en büyük artıları. Zaten yapımcılar da, müthiş grafikler yapacağız diyip duruyordu. Müzikler çok gaza getirmek yerine sıkıcı bir ortam oluşturuyorlar. Seslendirmeler çok başarılı. Düşmanların bir birlerine haber vermesi gibi yaratıcı seslendirmeler de var.

Gelelim tek kalemde oyunun eksiklerine. Bu daha birinci bölüm olduğu için oyun gerçekten çok kısa. Bir oturuşta bitirmek mümkün oluyor. En fazla her yere bakınarak ve düşmanları ağırdan döverek 6-7 saatte bitirirsiniz. Neyse ki iki oynanabilir karakter var. Grafiklerde bazı garip hatalar var. Dövüşler zevkli olsa da bazen yapay bir ortam oluşuyor. Yine dövüşlerdeki gözüme batan en büyük eksiklik iki kişi olmamıza rağmen tam anlamıyla ortak bir dövüş sistemi olmaması. Mesela özel hareketle düşmanın işini bitirirken iki karakter de bu işe karışabilirdi. Bir karakterle düşmanı ileri fırlatırdık diğeri ona yumruk atıp yere düşürürdü, sonra boşta kalan karakter ise bitirici vuruşu yapardı. Bu tarz şeylerle, oyun daha etkileyici bir hal alabilirdi. Ne yazık ki Watchmen: End Is Nigh’da sıkıcı bir atmosfer var. Hareketler etkileyici olsa da bir yerden sonra sürekli aynı şeyleri yapmak sıkıcı oluyor. Watchmen oyundan çok bir teknoloji demosu gibi duruyor. Güzel grafikleri ve dövüş sistemlerini gösteren kısa bir tecrübe. Zaten bu sıkıcı hallerinden dolayı oyunun kısa tutulduğu çok belli. Senaryo ise çizgi romanda yer almadığı için öylesine yapılmış gibi. Sürekli adam dövmekten senaryonun varlığını ve yokluğunu hissetmiyoruz bile. Biraz daha özverili bir çalışma ve uzun bir senaryoyla Watchmen: End Is Nigh müthiş bir oyun olabilirdi Ancak bu şekliyle, filmi ve çizgi romanı beğenenler için iyi bir seçim. Eski arcade günlerini özleyenler ve o dönem oyunlarının günümüz grafikleriyle ne kadar müthiş olacağını görmek isteyenler de oyunu deneyebilir. Son söz olarak Watchmen: End Is Nigh orta şekerli, bol bol stres attıran, güzel grafikli ve etkileyici dövüşlere sahip bir oyun.

The Godfather II

Mart 01, 2010 :: Posted by - admin :: Category - Aksiyon

The Godfather Mario Puzo’nun en iyi eserlerinden biridir. Aynı şekilde Francis Ford Coppola tarafından çekilen filmi ise, kitabın başarısını en iyi şekilde beyaz perdeye yansıtmış az örneklerden birisidir. Genelde sanat dünyasında şöyle bir terim vardır. Kitapların film uyarlaması iyi olmaz derler. Gerçi biz bunu filmlerin oyun uyarlaması iyi olmaz diye kullanıyoruz. İşte The Godfather filmi bu sözü yalancı çıkartan çok az uyarlamadan biriydi. Anlaşılan filmde kazanan oyun uyarlamasında kaybediyor çünkü birkaç yıl önce çıkan The Godfather oyunu, beklentileri gökyüzüne ulaştırıp sonra çok hızlı bir düşüş yaşanmasını sağlamıştı. Ne yazık ki o düşüşün şokundan hala çıkmayan insanlar bile var. İlk oyun aslında iki bölüm olarak incelenebilir. Birinci bölüm film ile paralel giden ve sanki o dünyanın içindeymişiz gibi bizi hissettiren kısmı ki bu yaklaşık 6-7 saatlik ana hikaye oluyordu. Bir de bundan sonra süre gelen ve sürekli aynı şeyleri tekrarlatan oyunu sulandıran ikinci kısım. EA bir servet harcayıp filmle ilgili sayısız lisansı satın almıştı. Bunlar içerisinde filmden görüntüler, müzikler, mekanlar, oyunların yüzleri ve bazılarının sesleri bile vardı. Özellikle sinema dünyasının unutulmaz ismi Marlon Brando’nun Don Vito Corleone’yi seslendirmeyi kabul etmesi nedeniyle, The Godfather Game dünya medyasında en çok konuşulan oyunlardan birisi olmuştu. Oyun yapılırken, yavaş yavaş gelen görüntüler ve haberler herkesin iştahını kabarttı. Ancak Marlon Brando’nun oyunun yapım aşaması sırasında hayatını kaybetmesi, hem üzüntüye hem de endişelere yol açmıştı. Acaba seslendirmesi gereken her sahne bitmiş miydi?

Read more…

Zeno Clash

Mart 01, 2010 :: Posted by - admin :: Category - Aksiyon

İnanır mısınız bilemiyorum ama büyük bütçeli ve içleri boş olan oyunlardan artık çok ama çok sıkılmaya başladım. Büyük firmaların yeni bir oyun yapsak tutmaz korkusuyla eski ve adı bilinen oyunlarının yanlarına rakamlar ekleyerek her sene yeni bir oyunmuş gibi piyasaya sürmelerinden de açıkçası bana fenalık geldi. Sanırım artık yaşlanıyorum veya eskiye özlem duyuyorum. Eskiden piyasaya sürülen oyunlarda para hesabı kesinlikle olmazdı ve yapımcılar oyunlarında yenilikler yapmaktan hiç çekinmezdi. Bunun sonucunda ise ortaya şimdi bile oynanabilecek derecede eğlenceli, bağımlılık yapıcı oyunlar çıkardı. Sanırım bu isteklerim ve özlemlerim artık hiçbir büyük oyun firması tarafından bana verilemeyecek, ancak ortada gittikçe büyüyen bağımsız oyun sektörü bulunuyor. Hatta bu sektör artık dijital oyun satım sitelerinin katkılarıyla büyük oyun firmalarına bile kafa tutacak seviyeye geldi. Neyse lafı fazla uzattım ama oyun sektörü ile alakalı şikayetlerimi de bu yazı altında belirtmiş oldum. Şimdi Zeno Clash’i sizlere tanıtma zamanım geldi de geçiyor.

Father-Mother’ı hem anneniz hem de babanız kadar sevin!
Zeno Clash, Şili’de üç kardeş tarafından kurulan ACE Team (Andres Bordeu, Carlos Bordeu, Edmundo Bordeu adlı kardeşler isimlerinin baş harfleri ile ACE ismini oluşturmuşlar) adlı küçük ama yaptıkları işi iyi bilen bir firmanın ilk oyunu. Zeno Clash’i kısaca birinci şahıs kamerasından oynanan bir dövüş oyunu olarak tanımlayabiliriz. Zenozoik adı verilen fantastik bir dünyada geçen oyunda kardeşleri tarafından öldürülmek istenen Ghat isimli bir karakteri canlandırıyoruz. Hikaye boyunca yanımızda güzeller güzeli Ghat’in arkadaşı (ve sevgilisi desek daha doğru olur sanırım) Deadra bizlere eşlik ediyor. Ghat’in kardeşlerinden kaçmaya çalışıyor ve dünyanın sonu dahil birçok farklı mekanı ziyaret ediyoruz. Tabii bu süre zarfında hikaye açısından birçok şey değişiyor ve gelişmeler yaşanıyor, ancak bunları sizlere aktarmak istemiyorum çünkü zaten kısa bir oynanış süresine sahip olan bir oyunun zevkini kaçırmak istemem. O yüzden oynayın ve görün.

Oyun boyunca birçok karakterle dövüşme fırsatını yakalıyorsunuz. Zeno Clash’in en büyük yeniliği birinci şahıs kamerasından oynanan dövüş sistemi. Dövüşlere başlamadan önce ekrana aynı dövüş oyunlarında olduğu gibi karakterlerin resimleri geliyor ve kimlerle karşılaşacağınızı görüyorsunuz. Oyunda dövüşmek oldukça kolay, “E” tuşuna basıyorsunuz ve düşmana kilitleniyorsunuz daha sonrasında ise farenin tuşları yardımıyla düşmanlarınızı pataklıyorsunuz. Tabii birçok değişik dövüş tekniği de bulunuyor, bunları oyunda zaman geçtikçe öğreniyorsunuz. Dövüş sistemini karşılaştırabileceğim bir oyun var o da Dark Messiah of Might and Magic. Gerçi tam olarak benzemiyorlar ama kısaca şunu söyleyebilirim, Zeno Clash’in dövüş sistemi şu ana kadar bir FPS oyununda gördüğüm en iyi sistem. Bir kere vuruş hissi çok güzel yansıtılmış, yumruk atınca gerçekten de yumruğunuzun karşıdaki düşmana çarptığını hissedebiliyorsunuz, açıkçası bunu ne kadar anlatsam tam olarak anlatamam, denemeniz ve yaşamanız lazım. Oyun boyunca sadece dövüş yapmakla da kalmıyorsunuz, oyunda birbirinden ilginç silahlar da bulunuyor. Balık tabancası (evet, tabanca balıktan imal edilmiş), kurukafa bombası, iskelet kılıcı ve daha birçok birbirinden ilginç silah. Tabii ki de şunu unutmamak lazım bu oyun saf bir FPS oyunu değil, o yüzden silahlarınıza pek güvenmeyin. Zeno Clash’i bitirdiğinizde ana menüde “Tower Challanges” adlı kısım açılıyor. Bu bölümde 5 adet bölüm bulunuyor ve birbiri ardına gelen düşmanlara karşı savaşıyorsunuz. En kısa zamanda ve en az hasarla bu bölümleri bitirmeye çalışıyorsunuz, yaptığınız zamanı arkadaşlarınızla ve üye olduğunuz gruplardaki insanlarla karşılaştırabiliyorsunuz.

Hayal gücünün gerçek gücünü yansıtan mekanlar, tam bir görsel şölen!

Zeno Clash, Valve’nin yetenekli Source motoru kullanılarak geliştirilmiş. Ancak oyuna baktığınızda Source motorunun ne kadar geliştirildiğini ve diğer Source motoru kullanılarak hazırlanmış oyunlara benzemediğini rahatlıkla anlayabiliyorsunuz. Bir kere oyunun mekanları tam bir görsel şölen niteliğinde, hiçbir mekan birbirine benzemiyor ve hepsi de hayal ücünün nelere kadir olabileceğini kanıtlar şekilde hazırlanmış (daha önce American McGee’s Alice’de böyle mekanlar görmüştük). Zaman zaman oyunda durup Windows’a duvar kağıdı yapmak için ekran görüntüsü aldığımı da belirtmek istiyorum. Karakter modellemeleri de oldukça başarılı ve yine oyunda sıradışı (fil adam, tavuk bacaklı insanlar, koyun tipli tavşanlar vb.) birçok karakter bulunuyor, ancak bazı hikaye dışı karakterler özensiz hazırlanmışlar ama tabii firmanın küçük ve bağımsız olduğunu varsayarsak bunları önemsememiz gerekir. Oyunun Source grafik motoru kullandığı için fazla sistem istemediğini de söylemek isterim. O yüzden eski bir bilgisayarınız varsa bile bu oyunu oynayabilirsiniz.

Müzikler ve ses efektlerini de beğendiğimi söyleyebilirim. Hatta vuruş efekti oldukça başarılı yapılmış, eski karate filmlerindeki efektlere oldukça benziyor ve düşmana vurunca yüksek bir haz alıyorsunuz. Müzikler yine oyuna yakışır derecede hazırlanmış, mekanlara ve olaylara göre değişiyor. Karakterlerine seslendirmeleri ise zaman zaman kötü olsa da yine de bağımsız bir oyuna göre oldukça güzel, seslendirmelerin çoğunu yine ACE Team’in kurucusu ve oyunun yapımcıları üç kardeş yapmışlar. O yüzden yine eksi bir puan vermekten kaçınıyorum.

Balık tabancalarınızı hazırlayın, Ghat ve Deadra geliyor!

Oyunu bu kadar övdün peki bu oyunun hiç mi eksi yönü yok diyeceksinizdir. Evet, var. Bunları sona saklamak istedim çünkü oyunun güzel yönleri o kadar fazla ki eksi yönlerini görmezden gelebiliyorsunuz. En başta Zeno Clash çok kısa ve çizgisel bir oyun çoklu oyuncu desteği de bulunmuyor, eğer hiçbir yeri incelemeden dümdüz ilerleyerek giderseniz oyunu yaklaşık iki buçuk saat içerisinde bitirebilirsiniz. Ayrıca oyun Source motorunun tüm gücünü kullanmasına rağmen herhangi bir interaktif ortam sağlamıyor, hiçbir nesneyle etkileşime geçemiyorsunuz. Dövüş sisteminde de zaman zaman sorunlar yaşanabiliyor, birden fazla düşmanla dövüştüğünüzde düşmanlara kilitlenmek zorlaşıyor ve dövüş sırasında sağlığınız azaldığında meyve yeme (evet, meyve yiyerek sağlığınızı iyileştirebiliyorsunuz) tuşunun kilitlenme tuşu ile aynı olduğu için zorlanabiliyorsunuz. Bunların haricinde zaman zaman oyun çökebiliyor ve bilgisayarınız kilitlenebiliyor. Tabii ki bu hatalar çözülemeyecek sorunlar değiller ve ACE Team de bunları ilerki yamalarda düzeltmek için elinden geleni yapıyor. Hatta oyuna yeni eklentiler (Garry’s Mod desteği, SDK ve yeni “Tower Challanges” bölümleri) bile hazırlamaya başladıklarını söyleyebilirim.

Oyun hakkında söyleyebileceklerim bunlarla sınırlı. Unutmadan oyunda 19 adet Steam ödülü (Steam Achievements) bulunduğunu da belirtmek istiyorum. Hatta bu ödüllerden bir tanesini açmak için ACE Team’in 1 Nisan şakası olarak hazırladığı Malstrums Mansion adlı oyununu bitirmeniz gerekiyor. Bu da benden bir ipucu olsun. Son olarak ACE Team’e teşekkürlerimi sunmak istiyorum. Uzun zamandır bu kadar sıradışı ve eğlenceli bir oyun oynamamıştım. Verdiğiniz paranın her kuruşuna değen bir oyun olan Zeno Clash’ı herkese tavsiye ediyorum ve ACE Team’in yeni projelerini merakla bekliyorum. Zeno Clash’i Steam’den $19.99′a satın alabilirsiniz. Gelecek bağımsız oyunların olacak, bundan emin olabilirsiniz. Oyun oynayacağım diye kendi hayatınızı unutmayın. Herkese iyi oyunlar.

X-Men Origins: Wolverine

Mart 01, 2010 :: Posted by - admin :: Category - Aksiyon

Benim adım Wolverine, yaptığım işte en iyisiyim. Ancak yaptığım iş pek de hoş bir şey değil�

Wolverine en popüler çizgi roman karakterlerinden birisi. Yukarıda yazdığım laf, sanırım onu en iyi anlatan şey. Yaptığı işte en iyilerden birisidir kendisi. Onun yaptığı iş ise öldürmek, parçalamak ve can yakmak. Oyun dünyası için ne kadar da uygun bir karakter değil mi? Ancak şimdiye kadar çıkan tüm Wolverine içerikli oyunlarda tam anlamıyla karakteri göremedik. Ya şiddeti kısılmıştı ya da karakterin güçleri.. Yapımcılar hep 80′li yılların oyun mantığıyla düşünüyordu. Oyun karakterleri yenilmez olamaz, ölmeleri lazım oyuncular da absürt şekillerde ölürken sinir krizleri geçirmeliler. Geçtiğimiz günlerde gösterime giren X-Men Origins: Wolverine filmiyle birlikte klasik olarak oyunu da geldi. Bu oyunu merakla beklememizi sağlayan iki şey vardı: Birincisi Jedi Knight 2: Outcast ile Jedi Academy oyunlarının yapımcısı Raven’ın elinden çıkması (evet, artık Raven da sıradan oyunlar yapmaya başladı ne yazık ki – Emre Acar). İkincisi ise firmanın aylardır yayımladığı yapım videoları ve 360 derece fotoğraflar. Aksiyon ve dövüş konusunda uzman olan bu firma her anlamıyla farklı bir oyun yapacağız diyordu.

Read more…